Banka oturdular, kızın içinde tuhaf bir his oluştu. Kendi sırrı ile sığıntı gibi yaşadıgı gerçek hayatı ve bu adamdan duyacakları ile içine düşebileceği özgürlük canlandı zihninde. İçine ferah sular döküldü.
Bir süre, oturup denize baktılar, herkes kafasındaki kendi dünyasında dinlenmek istedi belki de. Hepsinin hayatını oldukları noktadan alıp bir başka noktaya getirecek açıklamalar öncesinde, böyle bir kafa dinlemesine ihtiyaç hissetti ikisi de...
Aralarında az sonra konuşulacaklar, henüz konuşulmamış olsa da, zaten ikisi de biliyordu.
Adam dingin bir ses tonu ile başladı, ona anlatmaya,
-*Aşk konusundaki anlaşılmazlığın temelinde, sanırım, kavram kargaşası yatıyor. Seks, şehvet, arzulama, üreme dürtüsü, sosyal statü aracı olarak seks alma ve verme, toplumsal baskınlık için elde etme, elde tutma ve elden çıkartma gibi çok farklı duygusal durumlar için “aşk” kelimesi kullanılıyor. Cuma akşamından Pazartesi sabahına “aşklar” yaşanıyor, yenisi bulunana kadar seviyeli beraberliklere giriliyor ve bunların hiç birisi “romantik aşkı” tarif etmiyor.* Böyle bir inanışın gitgide hakim olmaya başladığı bir dünyaya doğdun sen.
Misyonun değişim senin. Girdiğin ortamları dönüştürmelisin. Bu nedenle kendinde sahip olduğun özelliklerden rahatsız olma. Gerekirse yalnız kal, bu yalnızlık anladığın anlamda yalnızlık olmayacak. Romantik aşkın tekrar kazanılması için aslında senin uygun olmadığını, dışlandığını sandığın ortamlara girip o ortamlardaki kişilere, olaylara yön vermen gerekiyor. Anlıyorsun değil mi?
Bir de aslında senin daha önce kullanmadığın için farkına varmadığın bir özelliğin de var. Algıları açık, ancak senin gibi kantarı olmayan diğer insanlarla telepatik olarak enerji okuyarak baglatıya geçebiliyor ve onların da kendi içlerindeki gerceğe ulaşmalarını sağlama konusunda tetikleyici olabiliyorsun.
Şimdi git ve bunları düşün. Etrafına gülerek bak ve herkese dokunmaya başla! Hayatlarına dokun, düşüncelerine, ilk başta da kalplerine. En kabul etmedikleri duyguları ve tavırları ile başla işe. Çok eğleneceksin!
*Erich Fromm
Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Mart 2010 Salı
29 Mart 2010 Pazartesi
9 Şubat 2010 Salı
Hepsi Bir Ya Sonunda...
Eski anılara takılı kalmayacağım diye saat tam 7’de gözlerini açtı bugüne.
Uyanır uyanmaz kaç zamandır planladığı o cinayeti işledi.
Öldürdü onu. Düşünmeden aldı canını.
Şu zamana kadar onu yiyen bitireni o bitirdi, şimdi.
Mutluydu. Sessizdi ve merak içindeydi. Peki şimdi ne olacaktı?
Sanki aklında hersey yerli yerine oturmak için bu sabahı beklemişti. Tarifi zor, hissedilmesi imkanlı bir enerjiyle dopdoluydu. Arzuladıgı sefkati ve sıcaklıgını ona veriyordu bu enerji.
Şu an hissettiği tanımsız bu duyguyu birine verebilse, emindi ki o kişi onu bir daha hiç mi hiç bırakmazdı.
"Ne tuhaf!" dedi.
Sadece kendinsin ikna etmen gereken ve dünyan da kafanın içinde, beyin onun bir sembolü, kıvrımlarından geçen düşünceler, senin dünyan.
Düşünmeden geçen bir anımız yok.
İşte bu sabah, düşünmeden geçen bu anların daha huzurlu geçmesi için işlemişti cinayeti.
Gurur duydu kendisiyle, pencerenin önündeki perdeyi dalganlandırıp, tüm odayı serinletip yenileyen rüzgarla...
Bazı şeyler o kadar şeffaftır ki; kanıta hiç ihtiyaç duymazlar.
Birinin gözlerindeki bakış, senin ona mırıldandığın bir parçanın onu ele geçirerek vücut hareketlerine yansıması. Bitiminde ateşli ve koklayarak yanağına konan, güçlü ve masum bir öpücük.
Beraberce gönüllü yaratılan anların birleşmesinden oluşan hesapsız, bir o kadar da beklentisiz gelişen buluşmalar, kucaklaşmalar, yakınlaşmalar.
Tek tek açılan düğmelerle sağlamlaşırken, bir bakarsın ki yok olmuş sen, havalara atan adam. Tek başına bir süre havalarda kalıp, yere çakılmışsın.
İnsana, aşk hayatın tutkalıdır dedirten, bu zevkine doyum olmayan anlar, iltifatlar ve satır aralarında gecen beğeni cümleleri ile birleşince işler insanın bilincine ve altına...
Farkına varmadan bir yabancı sana çok şey ifade etmeye başlamış, sen de merak uyanmıştır bir kere…
İçinde merak, karında kelebekler, kafadan düşünceler, sessizlikte beklerken, bir yanık kokusu almaya başlarsın, seni etkisine almıs geçirilen kaliteli ama kısa zamanlarda bir tane kara nokta belirir ve domino taşı mantığında sorgulamalar başlar.
İnsansın çünkü. İlgi ve sevgiye alışıksın. Netlik ve dürüstlük veriyorsun, kopuk ruh hali ve hiç bir manaya gelmeyen cevapları takas edesin gelmiyor.
Kafanın içinde yıllardır yaşayan ve başına gelen veya senin bile bile arı kovanına parmak sokup basına getirttiğin her olayda, sana konuları defalarca ayrı versiyonlarda düşündürten “o kızı” öldürmeye karar verdin. Zihin sesi kızını.
İşte böyle bir sabah başladı sessizliğin.
Sadece o ve hayat. Etiketlemeden yasadığı günler, film gibi dışardan izlemeye başladığı, hem içindeyken, dışında kalabilmeyi seçtiği, kendini koruduğu günleri...
Yazan: Sinyo
Uyanır uyanmaz kaç zamandır planladığı o cinayeti işledi.
Öldürdü onu. Düşünmeden aldı canını.
Şu zamana kadar onu yiyen bitireni o bitirdi, şimdi.
Mutluydu. Sessizdi ve merak içindeydi. Peki şimdi ne olacaktı?
Sanki aklında hersey yerli yerine oturmak için bu sabahı beklemişti. Tarifi zor, hissedilmesi imkanlı bir enerjiyle dopdoluydu. Arzuladıgı sefkati ve sıcaklıgını ona veriyordu bu enerji.
Şu an hissettiği tanımsız bu duyguyu birine verebilse, emindi ki o kişi onu bir daha hiç mi hiç bırakmazdı.
"Ne tuhaf!" dedi.
Sadece kendinsin ikna etmen gereken ve dünyan da kafanın içinde, beyin onun bir sembolü, kıvrımlarından geçen düşünceler, senin dünyan.
Düşünmeden geçen bir anımız yok.
İşte bu sabah, düşünmeden geçen bu anların daha huzurlu geçmesi için işlemişti cinayeti.
Gurur duydu kendisiyle, pencerenin önündeki perdeyi dalganlandırıp, tüm odayı serinletip yenileyen rüzgarla...
Bazı şeyler o kadar şeffaftır ki; kanıta hiç ihtiyaç duymazlar.
Birinin gözlerindeki bakış, senin ona mırıldandığın bir parçanın onu ele geçirerek vücut hareketlerine yansıması. Bitiminde ateşli ve koklayarak yanağına konan, güçlü ve masum bir öpücük.
Beraberce gönüllü yaratılan anların birleşmesinden oluşan hesapsız, bir o kadar da beklentisiz gelişen buluşmalar, kucaklaşmalar, yakınlaşmalar.
Tek tek açılan düğmelerle sağlamlaşırken, bir bakarsın ki yok olmuş sen, havalara atan adam. Tek başına bir süre havalarda kalıp, yere çakılmışsın.
İnsana, aşk hayatın tutkalıdır dedirten, bu zevkine doyum olmayan anlar, iltifatlar ve satır aralarında gecen beğeni cümleleri ile birleşince işler insanın bilincine ve altına...
Farkına varmadan bir yabancı sana çok şey ifade etmeye başlamış, sen de merak uyanmıştır bir kere…
İçinde merak, karında kelebekler, kafadan düşünceler, sessizlikte beklerken, bir yanık kokusu almaya başlarsın, seni etkisine almıs geçirilen kaliteli ama kısa zamanlarda bir tane kara nokta belirir ve domino taşı mantığında sorgulamalar başlar.
İnsansın çünkü. İlgi ve sevgiye alışıksın. Netlik ve dürüstlük veriyorsun, kopuk ruh hali ve hiç bir manaya gelmeyen cevapları takas edesin gelmiyor.
Kafanın içinde yıllardır yaşayan ve başına gelen veya senin bile bile arı kovanına parmak sokup basına getirttiğin her olayda, sana konuları defalarca ayrı versiyonlarda düşündürten “o kızı” öldürmeye karar verdin. Zihin sesi kızını.
İşte böyle bir sabah başladı sessizliğin.
Sadece o ve hayat. Etiketlemeden yasadığı günler, film gibi dışardan izlemeye başladığı, hem içindeyken, dışında kalabilmeyi seçtiği, kendini koruduğu günleri...
Yazan: Sinyo
Bu güne kadar olan herşeyi “yapan” kılığında yaşamak zorunluluğunu ve öğrenilmiş çaresizliğine gömülmüşlüğünü düşündü yine…
“Sonsuz sessizliği”nin cinayete dönüşüşünü, o yanık kokusunun ruhundan gelen acı dolu çığlıklarına baktı, sanki “yapmasa” hiçbirşey olmayacak, hayat akmayacaktı.
Durdu, sakince belki daha önce hiç bakmadığı kadar derine, en derinine baktı, hissettiği boşluğun, sonsuz sessizliğin tadını çıkartmayı deneyecekti.
Zorladığı ve sanki baskı ile oldurduğuna inandığı herşeye, sessiz film gözüyle baktı. Yıllarını minik karelere dizse, adına da “benim öyküm” dese, kaç “beklenen adam olduğunu” , bağıra çağıra söylediği “it’s got to beeeee perfect” şarkısının esas oğlanını beklemenin omuzlarına nasıl da birçok ağır yük yüklediğini hissetti.
”Sonsuz sessizliği” ağır bir durum olarak algılamamanın ya da aşka aşık olup, “beklenen” adamlar yaratmadan öylece kendi içine dönebilmenin, bunun tadını çıkartır hale gelmenin nasıl bir duygu olacağını merak etti. Yağan karın dinginliğinin ruhuna da yağdığını hissetmeye çalıştı.
Sadece “olmak”, “yapmak”la motive olmaya çalışmadan, her olana bir “yapmıştım” yükü yüklemeden, her olmayana da “beceremedim” deyip kendini ezmeden sadece “olmanın”, geleni yaşamanın hafifliğini aldı baş köşeye.
Yazan: Dantel
Hafif kalmak, sessizliği, sesi, cinayeti, beklenen adamı, aşka aşık olmanın tüm yükünü bir kenara itip, “hafif kalmanın” sonsuz huzuruna bıraktı karlarla birlikte kendini.
“Sonsuz sessizliği”nin cinayete dönüşüşünü, o yanık kokusunun ruhundan gelen acı dolu çığlıklarına baktı, sanki “yapmasa” hiçbirşey olmayacak, hayat akmayacaktı.
Durdu, sakince belki daha önce hiç bakmadığı kadar derine, en derinine baktı, hissettiği boşluğun, sonsuz sessizliğin tadını çıkartmayı deneyecekti.
Zorladığı ve sanki baskı ile oldurduğuna inandığı herşeye, sessiz film gözüyle baktı. Yıllarını minik karelere dizse, adına da “benim öyküm” dese, kaç “beklenen adam olduğunu” , bağıra çağıra söylediği “it’s got to beeeee perfect” şarkısının esas oğlanını beklemenin omuzlarına nasıl da birçok ağır yük yüklediğini hissetti.
”Sonsuz sessizliği” ağır bir durum olarak algılamamanın ya da aşka aşık olup, “beklenen” adamlar yaratmadan öylece kendi içine dönebilmenin, bunun tadını çıkartır hale gelmenin nasıl bir duygu olacağını merak etti. Yağan karın dinginliğinin ruhuna da yağdığını hissetmeye çalıştı.
Sadece “olmak”, “yapmak”la motive olmaya çalışmadan, her olana bir “yapmıştım” yükü yüklemeden, her olmayana da “beceremedim” deyip kendini ezmeden sadece “olmanın”, geleni yaşamanın hafifliğini aldı baş köşeye.
Yazan: Dantel
Hafif kalmak, sessizliği, sesi, cinayeti, beklenen adamı, aşka aşık olmanın tüm yükünü bir kenara itip, “hafif kalmanın” sonsuz huzuruna bıraktı karlarla birlikte kendini.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

