Kitaplar ve defterler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplar ve defterler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2010 Pazar

bana bu kalbin kadar temiz sayfayı ayırdığın için teşekür ederim

boş bir defterin sayfalarına dokunmak ilham verir,

eski bir kitabı koklamakta...

okunmuş ve yerine kaldırılmış bir kitap..kütüphaneden çıkarılır, sayfaları şöyle bir çevrilirken arasından bir kağıt düşüverir. Telefon numarası olabilir, hatırlatma notu olabilir, belki de hep unutulan gmail adresinin şifresidir. Ama nedense hep akla olur olmadık şeyler getirir..Eskidir ya. Sonra hep yeni kalsın diye hissettirdikleri deftere yazılır. Defter o kadar sürprizilerle dolu değildir. yeri bellidir, amacı bellidir, hissettirdikleri gerçektir..bazen acı bazen tatlı gelir.

ve bir klişe -kimin ilkokul anılarında karşısına çıkmamıştır bu cümle : bana bu kalbin kadar temiz sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim..

4 Kasım 2010 Perşembe

defter ve kitap

ikisi yanyana 3 ortalı harita metot tadında geldi.
etrafımın cevrili oldugu, her an cantamda olan ve eşlikcisi kalem olan
bir adaya giderken yanıma alacagım seyler.

3 Kasım 2010 Çarşamba

Mektubun Şanı

yıllar yıllar önce, internet hatta bilgisayar icat olmadan önce, daha doğrusu hayatımıza girmeden önce dijital satırlar, daktilo bile kullanmadan el yazması sayfalarım vardı benim.

çizgisiz kağıda inci gibi yazılmış satırlar, sayfalar dolusu.

kendimi en iyi ifade edebildiğim yazı tekniği mektuptur benim. mektup yazacak insanlar vardı hayatımda, mektup yazmayı gerektirecek ortamlar. sayfalar dolusu yazar, on sayfadan az yazmışsam gerekli özeni gösteremediğim için mutlaka özür dilerdim.

yüz küsür sayfalık mektuplar yazardım bir ayda, bir haftada okunabilecek deli saçmaları.

yazmak güzeldi, yazacak insanı düşleyip onu mutlu edeceğini bilerek mutlu olmak da öyle.

sonra ortamlar değişti, hayatlar değişti, elime kağıt kalem almayalı epey bir zaman oldu. o inci gibi yazım kağıt karalamasına dönüştü, defterlerim dosya kağıtlarım da unutulup gitti. teknoloji hayatımı kolaylaştırdı ama o devrin güzelliklerini de örtüp silikleştirdi.

mutsuz değilim, her devrin güzelliklerini yaşama şansını yakaladığım için kendimi şanslı bile sayıyorum ama elime bulaşan mürekkep lekesini, yazmanın o tuhaf kokusunu, kağıda kalemle bastırarak içini dökmeyi özlemiyorum desem yalan olur. ama bu özlem sadece dilde, çünkü ne zaman elime defter kalem alsam iki dakika geçmeden parmaklarıma kramp giriyor artık.

...

kitaplarımsa dönem dönem saran okuma hastalığıma göre mutlu oluyorlar kitaplıktaki yerlerinden çıkıp, ne zaman okuma hevesi gelirse o zaman peşi sıra çeviriliyor sayfalar hastalık gibi. sonra unutulup gidiliyorlar yaşama telaşı içinde.

kitaplarımı kimseyle paylaşmayı sevmem ben, kimselere ödünç vermek istemem, bu huyumu sevmesem de kitaplarımı bencilce sever sadece benim olmalarını isterim. yoksa insan niye kitap almak istesin ki zaten? onca kütüphanede tonla kitap varken bir kitaba neden sahip olmayı düşünsün ki?

...

yazmak için okumak gerek, okunmayı beklemek için de başkalarının yazdıklarını hatmetmek.

...

yazılar iz bırakıyorsa bıraktığım tonla iz var pek çok kişinin sandıklarında 15-25 yaşımın tüm tarihi gizli o satırlarda. kendimle yüzleşmeye cesaretim olduğu gün benim de okumak isteyeceğim hayat hikayem.

kafam dağınık şu an
ne yazabiliyorum
ne de okumak arzusundayım

şu ara sadece yaşama sevdalısıyım

Okurum, yazarım

Bugün, en sevdiklerim hakkında yazasım var. Her biri ile ayrı bir dünyaya gittiğim, kimisinde daha önce hiç duymadığım bir bilgiye rastladığım, kimisinden okuduktan sonra sınava tabi tutulduğum, kimisinin içini sayfalarca doldurduğum, kimisiyle tatillerde buluşup, yarenlik ettiğim.
Kitaplarım ve defterlerim...

Defter ve kitap standlarında kendini kaybetme halim, tek değişmezim.
Okumadığım, yazmadığım, evde beni bekleyen kitaplar ve defterler dururken, aç gözlülükle, hiç bir konuda olmadığım kadar tatminsiz bir şekilde; ben yokken birbirleriyle arkadaşlık etsinler diye edindiğim yenilerin sonu gelmez.
Bir ara Coka'ya öykünüp sayfalarına, gördüklerimi çizdiğim defterler, arkadaş çevremde hala büyük eğlence konusu olsa da; vazgeçmedim. "Bu oğlunun yazısı mı?" diye dalga geçenlerle birlikte, ben de güldüm ve kendimle dalga geçtim. Yazmaya devam ettim, çizme konusunda sınıfta kalsam da.

Kitaplarıma önceleri kıyamaz, üzerlerini çizemezdim ama son yıllarda yaşanmışlığın değerini anladığımdan, sayfalara not alıp, "bana" konuşan satırların, altını çiziyorum.

Sinem, geçen gün, anneannesi öldükten sonra, onun yıllar boyunca üzerine not aldığı küçük defterini bulduklarında yaşadıkları sevinci, hüznü, meraklı hali anlatınca; sırf bu yüzden bile, defterlerime yazmaya ve saklamaya söz verdim, kendi kendime. Ailemden birisi olmasa bile, defteri bulanın merak ile sayfalar arasında gözlerini gezdireceğini bilmek, beni heyecanlandırıyor. Okuduğum kitaplardaki notlarımı, çizdiğim yerleri bir başkasının kitapla beraber okuması fikri hoşuma gidiyor.

İz bırakmak, iz bulmak, başka birinin iç dünyasına dalmak merakımdan sanırım...